Aydın

Afrodisias Antik Kenti

on
Mayıs 31, 2017

Ara Güler’in 59 yıllık Hatırası

1958 yılında Ara Güler‘in yolunu kaybedip gittiği köyde karşılaştığı Afrodisias 59 sene sonra Unesco’nun Dünya Mirası Listesi‘nde yerini aldı. Darısı diğer eserlerin başına diyelim. Afrodisias ile 17. değerimiz listede yer almış oldu.

Adını, aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’ten alan Afrodisias Antik Kenti’ne  Salda Gölü ziyaretimizden sonra geldik. Rotamız Salda’dan hareketle Denizli Serinhisar üzerinden Aydın’a doğru devam ederek yaklaşık 1 saat 20 dakika kadar  sürdü.  Serinhisarda Türkiye’nin leblebi deposu olarak bilinen Denizli’den leblebilerimizi alarak yola devam ettik.

Afrodisias Nerede ? Ziyaret Saatleri

Denizden yaklaşık 600 metre yükseklikte bir platoda yer alan kent Aydın Karacasu ilçesi sınırları içinde yer alıyor.

Afrodisias Nerede ? Afrodisias Nasıl gidilir?

Kente ulaşmak için hemen yakınındaki otoparka aracınızı park edip          (10 TL )  traktöre bağlı bu turist aracı ile yaklaşık 500 metre gidiyorsunuz. Ören yerine giriş ücreti 15 TRY. Eğer müze kartına sahipseniz  ücretsiz giriş yapabilirsiniz. Önerim 10 TRY daha bir masrafa katlanıp audioguide satın almanız. Müze ve Örenyeri içinde dolaştığınız süre boyunca kulağınız da canlı bir rehberiniz olacak.

 Kayıp Kent Afrodisias’ın Keşfi

Adını kayıtlara kayıp kent olarak kayıt ettiren şehrin öyküsü ise oldukça dramatik.  1958 yılına kadar tarih sahnesinden kaybolan kentin, ünlü fotoğrafçı Ara Güler’in bölgeye gazeteci olarak bir baraj açılışına gitmesi ile öyküsü tekrar başlar. Gece dönüş yolunda kaybolan Ara Güler, yol üstündeki ne ile karşılaşacağından habersiz gece vakti Geyre Köyü’ne ulaştığında gözlerine inanaz.  Köyde kahvehanede tarihi sütunların masa yapıldığı, lahit taşları arasında üzüm şırası süzüldüğü, şehir sütunlarının üstüne tahta sütunlar kullanılarak ev yapıldığını görür.

Aşağıdaki linkten kentin 1958’teki halini gösteren fotoğrafları görebilirsiniz.

https://tr.pinterest.com/cngzslck/afrodisias-ara-guler/

Afradisias – 1958

Can çekişen antik kentin son çığlıklarını duyan Güler, hemen fotoğraflarını çeker gördüklerini ve Time dergisine gönderir. Dergide yayınlanan fotoğraflardan sonra Amerikalı arkeologlar gelirler ve   burasının yüzlerce yıllık kayıp kent Afrodisias olduğunu anlarlar.

Güler yıllar sonra bu deneyimi aktardığı kitabına şu sözler ile başlar “Bir tesadüf oldu, önce taşları gördüm; otların arasında bir taş yüz bana bakıyordu, ona yaklaştım ve sonra içindeki gizemli tarihi hissettim.”

Geyre Köyü bulunduğu yerden taşınarak kent kazıları New York Üniversitesi işbirliği başlar ve şu anda hala sürmektedir.

Afrodisias Hakkında

Afrodisias’taki ilk yerleşimler Geç Neolitik Çağ’a ( MÖ-8000 – 5500) kadar uzanır. Pekmeztepe kazılarında bu durum anlaşılmıştır. Kente Roma egemenliği hakim olunca kent güçlenerek büyük bir öneme sahip olmuştur. 15.000 kişinin yaşadığı bir kent olan Afrodisias M.Ö. 39 yılında vergi muafiyeti özerklik gibi haklara kavuşmuştur.

Aphrodisias Map

Her antik kent gibi bu şehirde depremlerden dolayı hasar görmüş 7. yüzyıldan sonra tekrar inşa edilmeyerek terk edildiği kayıtlara geçmiştir.

Kentin Minyatür Görünüşü

Afrodisias Hristiyanlığa geçiş süreci ile birlikte ismi değişmiş ve Bizans döneminde Kayra olarak adlandırılmıştır. Bu isimden hareketle beölgenin adı Geyre olarak kaldığı düşünülmektedir.

Afrodisias Kent Planı
Afrodisias Kent Planı

Afrodisias ve Prof Dr. Kenan Erim

Prof. Dr. Kenan Erim hakkında ayrı bir parantez açmak gerekir. Çünkü  Erim bölgenin ön plana çıkmasında ve şuanda Unesco listesinde yer almasında büyük bir rol oynamıştır. 1958 yılında çıkan haberler sonucu buraya gelen Profesör tüm hayatını bu kent harcamıştır.

Erim, 1904 yılında yapılan hafriyatlar sonucunda Paul Gaudin’in yurtdışına kaçırdığı  Filozof Başı “Balıkçı Heykeli“nin yurda getirilmesinde büyük çaba sarfetmiştir. Yani aslında kentin bulunuşu 1958 değil bizim kent ile tanışmamız bu tarihtir. Kentin ilk çizimleri 1835’te İngilizler tarafından yapılmış, Fransız ve İtalyan kazı çalışmaları olsa da ilk ciddi çalışmalar Erim öncülüğünde 1961 yılında başlamış.

Profesör 1990 yılında hakkında çıkan asılsız yolsuzluk iddaları üzerine kalbine yenik düşerek hayatını kaybetmiştir. Profesörün mezarı alınan özel bir izin ile  kent giriş kapısı  Tetrapylon’a  nazır bir anıtta defnedilmiştir.

Erim ile yapılan bir röportajda  “Neden hiç evlenmediniz ?”  sorusuna “Yanılıyorsunuz efendim, ben Afrodisias ile evliyim ve bu gördüğünüz heykellerin hepsi benim çocuğum.”  demiştir.

Afrodisias Kent Yapısı

Afrodisias’a geldiğinizde neleri görebilirsiniz şimdi biraz bunlara bakalım.

Afrodisias Afrodit Tapınağı

Bir çok Roma kentinde olduğu üzere burada da bir tapınak vardır. Bu kenti güzel kılan ise güzellik ve aşk tanrısı Afrodit’tir. İlk yapı Asurlular tarafından tanrıçaları İştar için yapılmış, 1. yüzyılda Zoilos tarafından yenilenmiştir.  Yapı kentin heykel bölümünün yer aldığı 14 sütunu ayakta olan yapıyı çepeçevre saran kısa taraflarda sekiz, uzun taraflarda da on üçer sütun dizisi, olağan uzaklığın iki katı bir açıklıkla iç duvarlara ulaşmaktadır.

MS. 130 yıllarında bitirildiği tahmin edilen yapı paganların hac yerlerinden biri olup  5. yüzyılın sonlarında kliseye dönüştürültür. 11. yüzyıla dek kullanılmıştır.

Güney Agora

Afrodisias Kent Kapısı Tetrapylon

Tapınağın doğusunda bulanan kapı milattan sonra 2. yüzyılda yapılmıştır. Tetra :4 pylon : kapı anlamına gelir.
Kapı 1990 yılında aslına sadık kalınarak uzun uğraşlar sonucunda Avusturyalı mimarlar ile onarım yapılarak büyük bir tören ile açılmıştır. Eros, Nike ve atlardan oluşan av sahneleri ile süslenen kapı fevkalededir.

Tetrapylon

Hadrian Hamamı

Milattan Sonra 2. yüzyılda tamamlanmış olan hamam imparator Hadrian’a adanmıştır.Hamam farklı işlevleri olan(sıcak ve soğuk) birbirene paralel odalardan oluşur.

Afrodisias Agorası

Milattan önce 1. yüzyılda inşa edilen pazar yerinin 200 metre uzunluğunda sütunlu bir girişi vardır. Agora’nın kuzey tarafından küçük bir giriş binasıyla odeon’a bağlanılır. Agoranın tam ortasında da bir süs havuzu yer alır.

Agora

Afrodisias Sebasteion

Sebasteion

Sebasteion kutsal alanının Agustus’un kutsal alanı gibi bir anlamı vardır Ulu yüce anlamına gelen Greekçe bir kelimeden türetilmiştir. Birer tanrısal simge olarak imparator ve ailesine ibadet etmek amacıyla kurulan tapınaktır. Burası ilginçtir. Roma’da bile imparatorlar adına tapınılmazken böyle bir ögeyi Afrodisias’ta görmekteyiz.

Bugün çok küçük bir bölümünde yapılan restarasyonlarda bazı kabartmaların birebir kopyalarının orjinal yerine konulması izleyenlere yapının görüntüsü hakkında bilgi vermektedir.

Sebasteion’da kutsanan Julio Cladianlar MÖ.27-68 yıllarında imparatorluğu yönetmişlerdir. Aile kendi soylarının Tanrıça Afrodit’ten geldiğine inanıyorlardı. Augustus ünvanını kullananlar ilk aile’de  olan Claudianlar’dır. Roma devletininin sınırlarını imparatorlarını merak ederseniz buraya tıklayabilirsiniz. 

Augustus ünvanını hala biryerlerde kullanıyoruz aslında : Ağustos ayı. Biryerlerde duyarsanız nerden geldiği konusunda fikir sahibisiniz artık.

Bu kutsal alanın mimarisinde dikkat çeken farklı bir unsur daha bulunmaktadır. Yapı güneşin hareketlerine göre tasarlanmış ve o zamanın teknolojisi ile güneş ışınlarının yapının içini aydınlatması sağlanmıştır. Bu sayede batmakta olan güneş tüm ışıklarını bir tünelden geçermişçesine tapınaktaki heykellerinin üzerine  ulaşmakta imiş.

Anıt doğu batı ekseninde uzanmaktadır. Kentteki hiç bir yapı ile aynı hizada değildir. 80×14 metre oluşan batıdaki uçları ile Tetrapylon’daki cadde ile birleşmekte imiş.

Yolun her iki tarafında 3 katlı portikolar olup özgü kabartmalar ile süslüdür. ikinci kattaki panolar mitolojik, 3. kattakiler ise imparatorluk sahneleri içermektedir. İki aristokrat aile tarafından yaptırılmıştır. Afrodisias müzesinde sergilenen birçok mitolojik sahne heykeller bu tapınaktan çıkmıştır.

Afrodisias Odeonu ve Bishop’s Sarayı

Afrodisias Odeonu(meclis binası) konferans salonu ve konser alanı olarak kullanılan bir  alandı. Burada elde edilen tamamlanmamış heykel parçalarından anlaşıldığı kadarı ile burada bir heykeltıraşlık okulu olduğu düşünülmektedir.

Sahne binasında şehrin ileri gelen kişilerinin tam boy heykelleri yer almaktaydı.  1000 kişillik kapasiteye sahip yapı meclis binası olarakta kullanılmıştır.

Afrodisias Antik Tiyatrosu

Aşağıda bir fotoğrafını gördüğünüz yapıyı kentin ileri gelenlerinden Zoilos 1. yüzyılda yaptırmıştır.Buradaki bulunan yazıtta tiyatronun  Zoilos ve Tanrıça Afroditin kente armağanı olduğu yazmaktadır.

Zoilos şehir ile Roma arasında iyi ilişkiler kurarak vergi vermemeyi başaran Octavian’ın azad edilen kölesidir. Zoilos’un bir köle iken kente bu denli bir yapıyı yaptırmış olması ilginçtir. Yapı 7. yüzyıldaki depremde hasar gördükten sonra kullanılmamış ve etrafının kale duvarları ile çevrilmiştir. Sahne binasının kuzey duvarı arşiv olarak kullanılmıştır. İmparator Sezar tarafından kente hediye edilen altın Eros heykelinin çalınarak Efes’teki Artemis tapınağına götürülmesini ve geri alınmasından bahseden bir yazıt bulunmuştur.

Prof. Kenan Erim buradaki kazı çalışmalarına 1966 yılında Geyre köy evlerinin taşınmasından sonra başlamıştır.

Afrodisias Tiyatrosu

Tiyatronun koltuk sıralarında dolaşırken koltukların bazılarında kazınmış isimler olduğunu göreceksiniz. Bu isimler o zamanki kişilere ait sürekli kullanılan yerler olduğunu söyleyebiliriz. Yani bir nevi kombine sistemi.

Afrodisias Müzesi

Müzede kentteki kazılarda bulunmuş ağırlıkla heykeller sergilenmektedir. Müze yenilenmiş hali ile 2007 yılında tamamlanmıştır.

Müze Kart ile ören yerine ücretsiz giriş yapabilir ve AudioGuide ile kent ve müzede gezerken müze ile bilgileri kulağınızda canlı olarak dinleyebilirsiniz.

Afrodisias Stadyumu

Afrodisias’taki belkide en dikkat çekici yapılardan birisi stadyumdur. 262 metre uzunluk ve 50 metre genişliğindedir. 30.000 kişi kapasiteli stadyum dünyanın en önemli antik yapılarından birisidir. Afrodisias Stadyumu atletizm ağırlıklı etkinlikler ile halk oylamaları ve yarışmalar için kullanılırdı.

Afrodisias Stadyumu

Afrodisias’ın Mitolojik Heykelleri ve Öyküleri

Aşağıda sahip olduğu heykel okulu ve heykelleri ile öne çıkan kent Afrodisias’ın bazı heykellerindeki mitolojik öykülerinin özeti var. Meraklısına;)

Prenses Leda ile kuğu kılığındaki Zeus: 
Prenses Leda ile kuğu kılığındaki Zeus

Leda, Yunaninstan’daki Sparta şehrinin kraliçesi imiş. Güzelliği dillere destan olmuş, hayvanları seven bir kadınmış. Leda ne zaman dışarı çıksa etraftaki kuşlar, hayvanlar etrafına dolaşırmış. Mitolojinin çapkın tanrısı Zeus, uzunca süredir gözüne kestirdiği Leda’ya sahip olmak için fırsat kollamaktaymış. Ama Leda kocasına düşkün bir kadınmış, Zeus ne yapsa ona yüz vermeyeceğinden eminmiş.

Zeus  amacına ulaşmak için Leda’nın hayvanlara düşkünlüğünü farkederek, Leda için  kurnaz bir plan yapmaya karar vermiş. Planını uygulamak için bir kuğu kılığına girmiş ve  vakit kaybetmeden soluğu Leda’nın yanında almış. Leda kuğuyu okşamaya, sevmeye başlamış, fakat kuğunun bir tanrı olduğunu farkedemeden Zeus Leda’ya sahip olmuş.

Bu olayın sonunda Leda’nın Polluks ile Kastor isimli ikiz erkekleri ve Klytaimestra ile Helene isimli ikiz kızları dünyaya gelmiş. İkiz erkeklerin lakabı “Dioskurlar” yani Zeus’un delikanlıları olup, ölümlü bir anne ile ölümsüz bir Tanrıdan doğduklarından biri ölümlü biri ölümsüz olmuştur.  Kostar’a  ölümlü olmak kalırken  Polluks’a  ise ölümsüzlüğün gücü kalmıştı.

Hikaye burada bitmiyor tabiki, ölüm bir gün Kostor’u yakalayınca ikizi acısına dayanamayıp babası Zeus’tan yardım istemeye karar vermiş. Baba Zeus Polloks’un ölümsüzlüğün yarısını Kostar’a vererek hayatta kalmasını sağlamış. Sonsuz kardeşliğin simgesi olan kardeşler yılın bir yarısı ölüler ülkesi Hades’te diğer yarısını ise tanrılar yurdu Olympos dağından geçirmişler.

Şimdi işte burada bir ilginç bilgiye ulaşıyor bu ikizleri biz en çok nerede duyuyoruz? İkizler; nasıl tanıdık geliyor mu ?  Zodyaktaki İkizler burcunun hikayesi buradan türeyerek astrolojinin önemli bir parçası olmuştur.

Peki ya diğer kardeşlere ne olmuş ? Helene ölümsüz, Klytaimestra ise ölümlü bir hayat düşmüştür. Helene annesinin tüm güzelliğini alıp Sparta prensesi olmuştur. İşte meşhur Truva Savaşı’nın kahramanı Helene bu. İlyada Destanı’nda anlatılan öyküde Truvalı yakışıklı prens Paris, kalbini Helene kaptırır ve çıktığı bir seyahat dönüşünde onu kaçırıp ülkesi Truva’ya getirir. 10 yıl süren savaş sonucunda onlarca mitolojik öykü ve yıkık bir kent kalır.

Klytaimestra ise bu savaşın içinde bir şekilde var olur. Klytaimestra’nın eşi savaşta Akha ordusunu yönetecek Agememnondur. Agememnon’un Sparta Kralı olan kardeşi kendisinden yardım ister ve o da savaşa katılarak Truva’ya savaş açan orduyu komuta eden Kral olur.

Agememnon uzun süre savaştan dönmeyince Klytaimestra yeni bir sevgili bulur. Yenilen kral geri dönmesini beklemeyen kraliçe sevgilisi ile bir plan yaparak kocasını öldürür.

Sonraki hikayede Klytaimestra oğlu Orestes‘in öyküsünü paylaşacağım. Eğer Truva’yı merak ederseniz : Truva Gezi Notları‘na bakabilirsiniz.

Eğer Agememnon’un hazinesini merak ederseniz:  Atina Gezi Notlarımız.

Son olarak yukarıdaki kabartma çalışmada kuğunun hemen yanında küçük bir tanrı Eros görülmektedir.  Kuğu’yu Leda’ya doğru iten bir kanatlı heykel. Burada zorlama olduğundan dolayı belki heykeltraş tüm suçu Eros’a mal etmek istemiş olabilir. Sanatçı kendi sanatını oluşturmuş diyelim.

Orostes’in Öyküsü
Orostes’in Öyküsü

Troia Savaşı tam 10 yıl sürmüştü. Akha Kralı Agememnon’da ülkesinin yolunu tutmuştu. Hatta dönerken yanında bir de sevgili getirmekteydi.  Karısı Klytaimestra’nın gururunun incineceiğini hiç düşünmemişti.

Kraliçe kızını tanrılara kurban eden kocasını affetmemiş ve onun dönüşünü beklemeden sevgili bulmuştu. Döndüğünde ise sevgilisi ile plan yapıp onu öldürmüştü.

Kralın küçük oğlu Orostes olanları anlamasın diye ablası tarafından Phokis şehrine götürülmüştü. Orestes ilerleyen zamanda babasına ihaneti öğrenmişti ve intikam almak için Mykenai şehrine yola koyulmuştu.

Orostes annesini ve sevgilisini öldürüp ve şehirden kaçmıştır. Yakalan Orostes mahkemeye çıkarılır ve suçsuzluğunu anlatıp mahkemeyi iknaya çalışır . Ancak  Atina’daki mahkeme onu haklı bulur ve yolunun Tauris kentindeki heykeli almaktan geçtiğini söyler.

Orostes can dostunu yanına alıp yola koyulur. Kente vardığında ise her şey yolunda gitmez ve zindana atılır. Zindanda ise öldüğü sandığı ablası bir rahip kılığından yanına gelir, niye burada olduğunu sorduğunda Tanrıça Artemis’in ablası İphegineia’yı bağışladığını anlarlar. Oradan kaçan kardeşlerin yanında bir mutluluk haberi vardır. Kardeşi ve can dostunun evliliği

Birkaç Orestes öyküsünün tanımlandığı kabartmalar daha vardır Sebastion’da. Orostes’in mahkemede kendini savunması gibi.

Üçgüzeller, Kharitler

Olympos Dağında bir düğün vardı. Tanrı Soylu güzel kız Thetis, Zeus‘un ısrarları sonucunda ölümlü Peleus ile evlendiriliyordu. Herkes mutlu ve neşeliydi. 3 tanrıça Hera, Artemis ve Afrodit çılgınlar gibi dans ediyorlardı. Bir anda bir altın elma düştü gökten, üzerinde ” en güzel olan için” yazıyordu . 3 tanrıça elmanın kendilerine ait olduğu iddda ederek kavga başladı.
Kötülük tanrısı Eris bu durumdan oldukça mutluydu ki düğüne davet edilmemişti ki o yüzden atmıştı o elmayı düğünün ortasına.

Aphrodite’nin hizmetkarları. (Neşe, Görkem ve Tazelik )     Fotoğraf : Medium.com

Zeus durum kötüleşince Hermes’i çağırıp elmayı İda(Kazdağlar) Dağı’na götürmesini ve bir çoban olan Paris’e vermesini söyler. Paris kime isterse ona verecektir elmayı. Herşeyden habersiz Paris hakem olmuştu. Bu garip çoban bir gün Troia şehrinin yok olmasına neden olacak Paris’ti. Bu kehanet Paris doğduğunda Kral babası Priamos‘a söylenmişti. Oda oğlunu uzaklara götürüp terk etmişti.

3 tanrıça bunun üzerine Paris’in etrafına dolanmaya başlamışlar ve ona vaatlerde bulunmuşlar: Hera Anadolu’nun hakimiyetini ona verileceğini, Savaş Tanrıçası Athena tüm savaşlardan zaferle döneceğini, Aşk tanrıçası Afrodit, Paris’e güzelliği dilden dile dolaşan Sparta kraliçesi Helene’ni

Paris’in Afrodit’i tercih ettiğini söylemeye gerek yok sanırım. Paris tanrıların yardımı ile öğrendiği babasına dünyanın en güzelini gelinini getirdiğinde Troia’nın sonunu getireceğini kimse bilemezdi.

Tirius Portikosuna ait olan baş kabartmaları
Güney Agora'nın kuzey cephesindeki Tirius Portikosuna ait olan baş kabartmaları. Kazıevinin duvarında sergileniyor.
Güney Agora’nın kuzey cephesindeki Tirius Portikosuna ait olan baş kabartmaları. Kazıevinin duvarında sergileniyor.
Promethus’u Kurtaran Herakles
Herakles Kabartması by Alan Bennington

Mitoloji’de henüz insanların olmadığı zamanlarda yeryüzünün sahipleri Titan adı verilen devlermiş. Devlerle tanrıların savaşında kazanan tanrılar olmuş. Zeus başa geçerek tüm tanrılar ile Olympos Dağı’ndan tüm evreni yönetir olmuşlar. Tabi Zeus’un titanlar ile savaşı bitmemiş. Titan soyundan gelen dört kardeş Atlas, Menoitios, Epimetheus ve Prometheus’a zor görevler vermiş. Gücüyle övünen Atlas’a dünyayı taşıma görevi (Haritalara neden atlas deniyor acaba), Menoitios’a yeraltı dünyasına göndererek ölüleri yargılama görevi vermiştir.

Aklı ile övünen Prometheus ise Tanrıların evreni yönetmesine karşı çıkarak yeryüzünün hakimi insanların olmasını ve bazı tanrısal güçlerin insanların eline geçmesini istiyordu. Ateş gibi. Ateşi insanlığa sunan Prometheus Zeus’u çok sinirlendirdi Baş Tanrı Zeus, Prometheus’u yakalatarak Kafkas kayalarında bir dağa zincirletti. Uzun zamanlar boyunca orada kalan Prometheus’u güç tanrısı Herakles bir gün gelerek zincirlerden kurtarır.

Sanki heykeller bir şeyler anlatacak gibi, Afrodisias Müzesi.
Çoban Ankhises ile Afrodit’in Aşkı

Troia soyundan gelen çoban Ankhises bir gün Kazdağlar’da iken çimenlerde uzanıp gökyüzünü seyrediyordu. Herkesin ilgisini çeken yakışıklı genç tanrıların bile dikkatini çekiyordu. Afrodit ilk görüşte güzelliğine hayran kalmıştı çobanın.

Afrodit aklına koyup ona sahip olmayı planlarken çobanı ikna etmesi hiç zor olmamıştı.

Çoban Ankhises ile Afrodit’in Aşkı
Aneas’ın Troia’dan kaçısı

Tanrıça muradına ermiş ve bir aşk yaşamıştı ve bunu herkesten gizlemesi gerektiğini uzun uzun söylemişti. Ama Çoban çenesini tutamamış söylemişti bu birlikteliği. Olay tüm Olympos’ta yankılanmış  ve Zeus tüm şimşeklerini Ankhises’e yönlenmesine neden olmuştu Zeus şimşekleri ile çobanı sakat bırakmıştı.

Artık fazla yapacak bir şey yoktu ve bu birliktelikten olan çocuğa  “Aeneas” ismini vermişlerdi.

Yukarıda sakat babasını sırtında taşıyan Aeneas’ı Truva savaşından kaçarken görüyorsunuz. Aeneas yanına babası eşi ve çocuklarını yanına alıp şehri terk ederken eşini kaybeder.

Rüyasında “kendi şehrini kur mutlu olacaksın diyen eşini dinleyerek bugünkü Altınoluk kentinde 20 gemi yaparak yola çıkar. 20 yıl sonra ise bir tepeye yerleşirler. İsmi  Pallatinus olan tepede  o zaman Anadolu’dan gelen göçmenler olarak bir şehir kurdular. O şehrin adı  ROMA’ydı. 

Akhilleus ve Penthesileia

Akhilleus ve Penthesileia

Suların güzel Tanrıçası Thetis, kucağındaki Akhilleus isimli bebeği Styks Irmağı’nın kenarındaydı. Thetis kral soyundan gelmeyen kral Pelaus‘tan olan bebeğinin ölümlü olmasını kabul edememiş ve ölümsüzlük ırmağı Styks’de yıkamak için getirmişti. Su ölümlüleri ölümsüz hale getirirken Tanrılarıda ölümlü hale getiriyordu. Tanrıça bir çözüm buldu, bebeğin topuğundan tutup suya daldırdı, bu sayede sadece bebeğin topuğu ölümlü kalmıştı.

O bebek Akhilleus büyüdüğünde Truva savaşına katılır ve karşısına aldığı bir cengavere öldüresiye saldırır.Öldürücü darbeyi indirip karşısındakinin zırhını çıkardığında  karşısında kraliçe Penthesileia vardır. Akhilleus  o anda  Penthesileia görür görmez aşık olur, son bir hamle ile onu kollarına alır taşımaya çalışır ama ölümüne engel olamaz.

Peki Akhilleus’un isminin batı dillerine Aşil olarak geçtiğini söylesek ve “Aşil Tendonu” tabirinin de buradan geldiğini söylesek şaşırır mısınız ?

Çünkü o yarı tanrı Akhilleus ancak topuğundan vurulursa ölebilirdi ve  Prens Paris okuyla onu topuğundan vurmuştu.

İşte yine Troia ve yeni bir hikaye.

Eğer bu bölgede konaklama planınız varsa Pamukkale ve Denizli bölgesinde uygun fiyatlı konaklama yapabilirsiniz.

Nisan 23, 2017

Teşekkürler.

Seyahatlerimiz ile ilgili daha çok paylaşım almak ve bizi takipte kalmak için İnstagram hesabımızı takip edebilirsiniz veya aşağıdaki haber bülteni için mail adresinizi bırakın.  https://www.instagram.com/cengizselcuk_/

Diğer 517 aboneye katılın

TAGS

Mayıs 23, 2017

Haziran 11, 2017

4 Comments
  1. Cevapla

    Furkan

    Eylül 19, 2017

    Denizli gezimizde vakit ayıramadığımız bir yerde Afrodisias Antik Kenti. Gerçekten detaylı bir şekilde anlatmışsınız, elinize sağlık. Bir sonraki Denizli gezimiz için rotamıza ekliyoruz. 🙂

    • Cevapla

      Cengiz Selçuk

      Eylül 20, 2017

      Umarım faydalı olmuştur, keyifli seyahatler dilerim(z)

  2. Cevapla

    ugur guzel

    Şubat 13, 2018

    yazılarınızı okuyorum çok kaliteli tebrik ederim. Seo çalışmasına önem verirseniz çok daha iyi olabilir. Saygılarımla

    • Cevapla

      Cengiz Selçuk

      Şubat 14, 2018

      Çok Teşekkürler Hocam. Dilekler karşılıklı

LEAVE A COMMENT

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.