Afrodisias Antik Kenti

Aydın Ege Türkiye
By on Mayıs 31, 2017

Denizli Çardak Havalimanı’ndan başlayan yolculuğumuz Salda Gölü ziyaretimizden sonra Afrodisias’a doğru direksiyon kırmamız ile devam etti. Aslında gezimizin ilk ve tek hedefi Pamukkale olmasına rağmen Denizli ve çevresindeki diğer güzellikler bizi farklı bir plana yönlendirdi.

Rotamız Salda’dan hareketle Denizli Serinhisar üzerinden Aydın’a doğru devam ederek yaklaşık 1 saat 20 dakika kadar  sürdü.  Serinhisarda Türkiye’nin leblebi deposu olarak bilinen Denizli’den leblebilerimizi alarak yola devam ediyoruz.Yol uzun olunca da ulaştığınız yerde beklentiyi de yüksek oluyor. Afrodisias’ın  bu beklentinin üzerine çıktığını söylemeliyim.

Ulaşım & Ziyaret Saatleri

Kente ulaşmak için hemen yakınındaki otoparka aracınızı park edip (10 TL )  traktöre bağlı bu turist aracı ile yaklaşık 500 metre gidiyorsunuz. Ören yerine giriş ücreti 15 TRY. Eğer müze kartına sahipseniz  ücretsiz giriş yapabilirsiniz. Önerim 10 TRY daha bir masrafa katlanıp audioguide satın almanız. Müze ve Örenyeri içinde dolaştığınız süre boyunca kulağınız da canlı bir rehberiniz olacak.

 Kayıp Kent Afrodisias

Adını kayıtlara kayıp kent olarak kayıt ettiren şehrin öyküsü ise oldukça dramatik.  1958 yılına kadar tarih sahnesinden kaybolan kentin, ünlü fotoğrafçı Ara Güler’in bölgeye gazeteci olarak bir baraj açılışına gitmesi ile öyküsü tekrar başlar. Gece dönüş yolunda kaybolan Ara Güler, yol üstündeki ne ile karşılaşacağından habersiz gece vakti Geyre Köyü’ne ulaştığında gözlerine inanamıyor.  Köyde kahvehanede tarihi sütunların masa yapıldığı, lahit taşları arasında üzüm şırası süzüldüğü, şehir sütunlarının üstüne tahta sütunlar kullanılarak ev yapıldığını görür.

Aşağıdaki linkten kentin 1958’teki halini gösteren fotoğrafları görebilirsiniz.

https://tr.pinterest.com/cngzslck/afrodisias-ara-guler/

Can çekişen antik kentin son çığlıklarını duyan Güler, hemen fotoğraflarını çeker gördüklerini ve Time dergisine gönderir, fotoğraflar dergide yayınlanınca tüm dünyanın ilgisini çeken kente Amerikalı arkeologlar gelir,  burasının yüzlerce yıllık kayıp kent Afrodisias olduğunu anlarlar.  Güler yıllar sonra bu deneyimi aktardığı kitabına şu sözler ile başlar “Bir tesdüf oldu, önce taşları gördüm; otların arasında bir taş yüz bana bakıyordu, ona yaklaştım ve sonra içindeki gizemli tarihi hissettim.”

Kent o günden sonra 1987 yılında Unesco Kültür Mirası Listesine alınır.  Geyre Köyü bulunduğu yerden taşınarak kent kazıları New York Üniversitesi işbirliği başlar ve şu anda hala sürmektedir.

Afrodisias Hakkında

İlk yerleşimler Geç Neolitik Çağ’a ( MÖ-8000 – 5500) kadar uzanır. Pekmeztepe kazılarında bu durum anlaşılmıştır. MÖ. Roma egemenliğinin güçlenmesi ile büyük bir öneme sahip olmuştur.  Yıllar boyunca depremler ile mücadele eden Afrodisias,  7. yüzyıldan sonra tekrar inşa edilmeyerek terk edildiği kayıtlara geçmiştir.

Kentin Minyatür Görünüşü

Afrodisias Hristiyanlığa geçiş süreci ile birlikte ismi değişmiş ve Bizans döneminde Kayra olarak adlandırılmıştır. Bu isimden hareketle beölgenin adı Geyre olarak kaldığı düşünülmektedir.

Burada Prof. Dr. Kenan Erim hakkında ayrı bir parantez açmak gerekir. 1958 yılında çıkan haberler sonucu buraya gelen Profesör tüm hayatını bu kent harcar.  Öyle ki bir röportajında “Neden hiç evlenmediniz ?”  sorusuna “Yanılıyorsunuz efendim, ben Afrodisias ile evliyim ve bu gördüğünüz heykellerin hepsi benim çocuğum.”  demiştir.

Erim, 1904 yılında yapılan hafriyatlar sonucunda Paul Gaudin’in yurtdışına kaçırdığı  Filozof Başı “Balıkçı Heykeli” gibi yıllardır yaşadığı ayrılığı yaşamasının ardından yurda getirilmesinde büyük çaba sarfetmiştir. Konuyu Gaudin’in aile üyeleri ile görüşüp konuyu anlatır ve eksik parçayı ister, aile üyeleri bu portrenin parçalarını profesöre verirler ve çantasında ülkeye geri döner heykel.

Profesör 1990 yılında hakkında çıkan asılsız yolsuzluk iddaları üzerine kalbine yenik düşerek hayatını kaybetmiştir. Profesörün mezarı alınan özel bir izin ile  kente verdiği paha biçilmez katkılar nedeni ile Tetrapylon’ nazır bir anıtta defnedilmiştir.

Afrodisias’ın Yapısı

Afrodit Tapınağı

Kentin en önemli yapısının burasının olduğunu söyleyebiliriz. Kentin heykel bölümünün yer aldığı 14 sütunu ayakta olan yapııyı çepeçevre saran kısa taraflarda sekiz, uzun taraflarda da on üçer sütun dizisi, olağan uzaklığın iki katı bir açıklıkla iç duvarlara ulaşmaktadır. MS. 130 yıllarında bitirildiği tahmin edilen yapı paganların hac yerlerinden biriydi. Tapınak 5. yüzyılın sonlarında kliseye dönüştürülmüş ve 11. yüzyıla dek kullanılmıştır.

Güney Agora

Tetrapylon

Tapınağın doğusunda bulanan kapı milattan sonra 2. yüzyılda yapılmıştır. Tetra :4 pylon : kapı anlamına gelir. 1990 yılında aslına sadık kalınarak uzun uğraşlar sonucunda Avusturyalı mimarlar ile onarım yapılark büyük bir tören ile açılmıştır. Eros, Nike ve atlardan oluşan av sahneleri ile betimlenmiştir.

Hadrian

Milattan Sonra 2. yüzyılda tamamlanmış olan hamam imparator Hadrian’a adanmıştır.Hamam farklı işlevleri olan(sıcak ve soğuk) birbirene paralel odalardan oluşur.

Agora

Milattan önce 1. yüzyılda inşa edilen pazar yerinin 200 metre uzunluğunda sütunlu bir girişi vardır. Agora’nın kuzet tarafından küçük bir giriş binasıyla odeon’a bağlanılır. Agoranın tam ortasında da bir havuz yer alır.

Agora

Sebasteion

Sebasteion

Agustus’un kutsal alanı gibi bir anlamı vardır bu kelimenin. Ulu yüce anlamına gelen Greekçe bir kelimeden türetilmiştir. Birer tanrısal simge olarak imparator ve ailesine ibadet etmek amacıyla kurulan kutsal mekanlardır. Bugün çok küçük bir bölümünde yapılan restarasyonlarda bazı kabartmaların birebir kopyalarının orjinal yerine konulması izleyenlere yapının görüntüsü hakkında bilgi vermektedir. Sebasteion’da kutsanan Julio Cladianlar MÖ.27-68 yıllarında imparatorluğu yöneten aile kendi soylarının Tanrıça Afrodit’ten geldiğine inanıyorlardı. Augustus ünvanını kullananlar ilk aile olan Claudianlar, Roma takvimindeki Afrodit’in kutsal ayı öylesine ulu ve yüceydi ki bu aya Augustus adı verildi. Bildiğimiz Ağustos. Bu kutsal alanın mimarisinde dikkat çeken farklı bir unsur daha bulunmaktadır. Yapı güneşin hareketlerine göre tasarlanmış ve o zamanın teknolojisi ile güneş ışınlarının yapının içini aydınlatması sağlanmıştır. Bu sayede batmakta olan güneş tüm ışıklarını bir tünelden geçermişçesine tapınaktaki heykellerinin üzerine  ulaşmakta imiş.

Anıt doğu batı ekseninde uzanır ve kentteki hiç bir yapı ile aynı hizada değildir. 80×14 metre oluşan batıdaki uçları ile tetrapylon’daki cadde ile birleşmekteydi. Yolun her iki tarafında 3 katlı portikolar olup özgü kabartmalar ile süslüdür. ikinci kattaki panolar mitolojik, 3. kattakiler ise imparatorluk sahneleri içermektedir.iki aristokrat aile tarafından yaptırılmıştır.

Odeon ve Bishop’s Sarayı

Odeon konferans salonu ve konser alanı olarak kullanılan alandı. Burada elde edilen tamamlanmamış heykel parçalarından anlaşıldığı kadarı ile burada bir heykeltıraşlık okulu olduğu söylenmektedir. Sahne binasında şehrin ileri gelen kişilerinin tam boy heykelleri yer almaktaydı.  1000 kişillik kapasiteye sahip yapı meclis binası olarakta kullanılmıştır.

Antik Tiyatro

Kentin kaderini değiştiren Zoilos, tiyatroyu yaptıran da kişidir, bu 1. yüzyılda sahne yapısının üzerindeki yazıttan anlaşılmaktadır. Buradaki yazıtta tiyatronun  Ziolos ve Tanrıça Afroditin kente armağanı olduğu yazmaktadır. Zoilos şehir ile Roma arasında iyi ilişkiler kurarak vergi vermemeyi başaran Octavian’ın azad edilen kölesidir. Düşünün ki şehrin bir kölesi şehir adına Afrodit ve kendi tarafından böyle bir hediye veriyor.  Prof. Kenan Erim buradaki kazı çalışmalarına 1966 yılında Geyre köy evlerinin taşınmasından sonra başlamıştır. Yapının 7. yüzyıldaki depremde hasar gördükten sonra kullanılmadığını ve etrafının kale duvarları ile çevrilip kale haline getirildiğini öğreniyoruz.  Sahne binasının kuzey duvarı arşiv olarak adlandırışmıştır,  bir yazıtta Sezar tarafından hediye edilen altın Eros heykelinin çalınarak Efes’teki Artemis tapınağına götürülmesini ve geri alınmasından bahseder.

Tiyatro

Koltuk sıralarında dolaşırken koltukların bazılarında kazınmış isimler olduğunu göreceksiniz. Bu isimler o zamanki kişilere ait sürekli kullanılan yerler olduğunu söyleyebiliriz. Yani bir nevi kombine sistemi. Stadyum kuzeyinde yüksek duvarlar kentin etrafını kuşatan sur duvarlarıdır.

Afrodisias Müzesi

Müzede kentteki kazılarda bulunmuş ağırlıkla heykeller sergilenmektedir. Müze yenilenmiş hali ile 2007 yılında tamamlanmıştır.

Müze Kart ile Ören yerine ücretsiz giriş yapabilir ve AudioGuide ile kent ve müzede gezerken müze ile bilgileri kulağınızda canlı olarak dinleyebilirsiniz.

Stadyum 

Afrodisias’taki belkide en dikkat çekici yapılardan birisi stadyumdur. 262 metre uzunluk ve 50 metre genişliğindeki ve 30.000 kişi kapasiteli stadyum dünyanın en önemli antik yapılarından birisidir. Stadyumlar atletizm ağırlıklı etkinlikler ile halk oylamaları ve yarışmalar için kullanılırdı.

Stadyum

 

Aşağıda sahip olduğu heykel okulu ve heykelleri ile öne çıkan kent Afrodisias’ın bazı heykellerindeki mitolojik öykülerinin özeti var. Meraklısına;)

Prenses Leda ile kuğu kılığındaki Zeus: 

Prenses Leda ile kuğu kılığındaki Zeus

Leda, Yunaninstan’daki Sparta şehrinin kraliçesi. Güzelliği dillere destan olmuş, hayvanları seven bir kadın. Leda ne zaman dışarı çıksa etraftaki kuşlar, hayvanlar etrafına dolaşırmış. Mitolojinin çapkın tanrısı Zeus, uzunca süredir gözüne kestirdiği Leda’ya sahip olmak için fırsat kollamaktaymış. Ama Leda kocasına düşkün bir kadınmış, Zeus ne yapsa ona yüz vermeyeceğinden eminmiş. Zeus  amacına ulaşmak için Leda’nın hayvanlara düşkünlüğünü farkederek, Leda için  kurnaz bir plan yapmaya karar verir. Zeus planını uygulamak için bir kuğu kılığına girer ve  vakit kaybetmeden soluğu Leda’nın yanında alır. Leda tam kuğuyu okşamaya, sevmeye başlar ki , kuğu kendisine Leda’yı çekmeye başlar. Leda karşı koysada kendini teslim ettiğinde anlamıştı ona sahip olanın kuş olmadığını.

Kabartma çalışmada kuğunun hemen yanında küçük bir Eros göreceksiniz. Kuğu’yu Leda’ya doğru iten bir Eros. Öyküde zorla bir zorla alıkoyma olduğundan sanırım heykeltraş sorumluluğu paylaştırmış olabilir.

Bu olayın sonunda Leda’nın Polluks ile Kastor isimli ikiz erkekler ve Klytaimestra ile Helene isimli ikiz kızlar dünyaya gelmiş. İkiz erkeklerin lakabı “Dioskurlar” yani Zeus’un delikanlıları olup, ölümlü bir anne ile ölümsüz bir Tanrıdan doğduklarından Kostar’a  ölümlü olmak ve Polluks’a  ise ölümsüzlüğün gücü kalmıştı.

Ölüm bir gün Kostor’u yakalayınca ikizi acısına dayanamayıp babası Zeus’tan yardım istemeye karar vermiş. Baba Zeus Polloks’un ölümsüzlüğün yarısını Kostar’a vererek hayatta kalmasını sağlamış. Sonsuz kardeşliğin simgesi olan kardeşler yılın bir yarısı ölüler ülkesi Hades’te diğer yarısını ise tanrılar yurdu Olympos dağından geçirmişler.

İkizler; nasıl tanıdık geliyor mu ?  Zodyaktaki İkizler burcunun hikayesi buradan türeyerek astrolojinin önemli bir parçası oluvermiş.

Peki ya diğer kardeşler ? Helene ölümsüzlüğü, Klytaimestra ise ölümlü bir hayat düşmüştür. Helene annesinin tüm güzelliğini alıp Sparta prensesi olmuştur. Evet Truva’yı seyiredenler, Troia’nın yakışıklı prensi Paris sırıksıklam aşıktır Helene. Bir sonraki hikayede detayını anlatacağımız hikayede Paris Helene’i kaçırır ve  Troia’ya getirir. İşte İlyada Destanı’nda anlatılan öyküde burada başlar. Klytaimestra ise bu savaşın içinde bir şekilde var olur. Klytaimestra’nın eşi savaşta Akha ordusunu yönetecek Agememnondur.

Agememnon uzun süre savaştan dönmeyince Klytaimestra yeni bir sevgili bulur. Sevgilisi ile bir anlaşma yapan Klytaimestra kocasını bir tuzakla öldürür. Sonraki hikayede Klytaimestra oğlu Orestes‘in öyküsünü paylaşacağım.  Agememnon’un Atina’daki Arkeoloji müzesinde hazinesi ile karşılaşmıştık. Görmek isteyenler için Atina Gezi Notlarımız.

Üçgüzeller, Kharitler

Olympos Dağında bir düğün vardı. Tanrı Soylu güzel kız Thetis, Zeus‘un ısrarları sonucunda ölümlü Peleus ile evlendiriliyordu. Herkes mutlu ve neşeliydi. 3 tanrıça Hera, Artemis ve Afrodit çılgınlar gibi dans ediyorlardı. Bir anda bir altın elma düştü gökten, üzerinde ” en güzel olan için” yazıyordu . 3 tanrıça elmanın kendilerine ait olduğu iddda ederek kavga başladı. Kötülük tanrısı Eris bu durumdan oldukça mutluydu ki düğüne davet edilmemişti ki o yüzden atmıştı o elmayı düğünün ortasına.

Aphrodite’nin hizmetkarları. (Neşe, Görkem ve Tazelik )     Fotoğraf : Medium.com

Zeus durum kötüleşince Hermes’i çağırıp elmayı İda(Kazdağlar) Dağı’na götürmesini ve bir çoban olan Paris’e vermesini söyler. Paris kime isterse ona verecektir elmayı. Herşeyden habersiz Paris hakem olmuştu. Bu garip çoban bir gün Troia şehrinin yok olmasına neden olacak Paris’ti. Bu kehanet Paris doğduğunda Kral babası Priamos‘a söylenmişti. Oda oğlunu uzaklara götürüp terk etmişti.  3 tanrıça bunun üzerine Paris’in etrafına dolanırlar.  Hera Anadolu’nun hakimiyetini ona verileceğini söylerken, Savaş Tanrıçası Athena tüm savaşlardan zaferle döneceğini vaad ederken Aşk tanrıçası Afrodit, Paris’e güzelliği dilden dile dolaşan Sparta kraliçesi Helene’den söz etti.  Paris’in Afrodit’i tercih ettiğini söylemeye gerek yok sanırım. Paris tanrıların yardımı ile öğrendiği babasına dünyanın en güzelini gelin getirdiğinde süren şenliklerin Troia’nın sonunu getireceğini kimse bilemezdi.

Tirius Portikosuna ait olan baş kabartmaları

Orostes’in Öyküsü

Orostes’in Öyküsü

Troia Savaşı tam 10 yıl sürmüştü. Akha Kralı Agememnon’da ülkesinin yolunu tuttu. Hatta dönerken yanında bir de sevgili getiriyordu. Karısı Klytaimestra’nın gururunun incineceiğini hiç düşünmemişti. Kral Troia’ya gitmeden dalgaları sakinleştirsin diye kızı İphegineia‘yı tanrılara kurban vermekten çekinmemişti. Eşi bunu hiç bir zaman affetmemiş ve kral Troia’a gittiğinde kendine çoktan bir sevgili bulmuştu bile. Klytaimestra olanlara dayanamayıp sevgilisi ile yaptığı bir plan ile onu öldürür.

Küçük oğul Orostes olanları anlamasın diye ablası tarafından Phokis şehrine götürülür. Orestes ilerleyen zamanda babasına ihaneti öğrenir ve intikam almak için Mykenai şehrine yola koyulmuştur bile. Orostes gözünü kırpmadan annesini ve sevgilisini öldürür ve şehirden kaçar. Orostes Atina’daki mahkemede olanları anlatıp suçsuzluğunu ikna etmeye çalışır ve Oreopegos mahkemesi haklı bulur ve Apollon’daki rahiplerden mutluluğun yolunun Tauris kentindeki heykeli almaktan geçtiğini söyler ısrarla.

Orostes can dostunu yanına alıp yola koyulur. Uzunca bir yolculuğun ardından kente varır ve düşündüğü gibi gitmez herşey. Şehre adım atar atmaz tutuklanan gençler Artemis’e kurban edilecektir. Zindan’da umutların tükendiği bir anda bir rahibe gelir ve Orostes’e neden burada olduğunu ve hikayesini anlatmasını ister. Orostes tüm hikayeyi anlattığında Rahibe kardeşim diyerek Orostes’e sarılır. İphegineia’yı tanrıça Artemis affetmiş ve tapınağa rahibe yapmıştır. Birlikte oradan kaçıp mutluluğa ulaşırlar, Can dostu ile ablasının evliliğinde.

Birkaç Orestes öyküsünün tanımlandığı kabartmalar daha vardır Sebastion’da. Orostes’in mahkemede kendini savunması gibi.

Güney Agora’nın kuzey cephesindeki Tirius Portikosuna ait olan baş kabartmaları. Kazıevinin duvarında sergileniyor.

Promethus’u Kurtaran Herakles

Herakles Kabartması by Alan Bennington

Mitoloji’de henüz insanların olmadığı zamanlarda yeryüzünün sahipleri Titan adı verilen devlermiş. Devlerle tanrıların savaşında kazanan tanrılar olmuş. Zeus başa geçerek tüm tanrılar ile Olympos Dağı’ndan tüm evreni yönetir olmuşlar. Tabi Zeus’un titanlar ile savaşı bitmemiş. Titan soyundan gelen dört kardeş Atlas, Menoitios, Epimetheus ve Prometheus’a zor görevler vermiş. Gücüyle övünen Atlas’a dünyayı taşıma görevi (Haritalara neden atlas deniyor acaba), Menoitios’a yeraltı dünyasına göndererek ölüleri yargılama görevi vermiştir.

Aklı ile övünen Prometheus Tanrıların evreni yönetmesine karşı çıkıyordu. Yeryüzünün hakimi insanlar olmalıydı ama bazı tanrısal güçlerin insanların eline geçmesi gerekiyordu. Ateş gibi. Ateşi insanlığa sunan Prometheus için bu son ihanetti. Baş Tanrı Zeus, siirlerine hakim olamadı, bereketli tarlaları kuruttu, ve hırsız Prometheus’u yakalatarak Kafkas kayalarında bir dağa zincirletti. Uzun zamanlar boyunca orada kalan Prometheus’u güç tanrısı Herakles bir gün gelerek dostunu zincirlerden kurtardı.

Öfkesi dinmeyen Zeus, yeni bir plan yaptı ve insanların en güzeli kendi yarattığı kadını kullanmaya karar verdi. Görüşünü açıkladığında Zanaatin Tanrısı Hephaistos‘un görevi toprak ile suyu karıştırıp en güzel kadını yaratacaktı. Pandora. İsminin manası armağan olan Pandora yeryüzüne gönderilir ve en küçük kardeş Epimetheus kendisine hayran olur ve evlenme isteğini Pandora’ya iletir. Düğüne davetliler arasında tabiki de Tanrılarda vardır. Prometheus küçük kardeşini tebrik eder ve Zeus’tan hiç bir şey almamasını söyler. Küçük kardeş bu öğütü unutur ve Zeus’tan süslü bir kutu alır, kutuyu açtıklrında içinden türlü türlü savaşlar, zulümler, dertler tüm insanoğlunun başına musallat olur.

Sanki heykeller bir şeyler anlatacak gibi, Afrodisias Müzesi.

Çoban Ankhises ile Afrodit’in Aşkı

Troia soyundan gelen çoban Ankhises bir gün Kazdağlar’da iken çimenlerde uzanıp gökyüzünü seyrediyordu. Herkesin ilgisini çeken yakışıklı genç tanrıların bile dikkatini çekiyordu. Afrodit ilk görüşte güzelliğine hayran kalmıştı çobanın. Afrodit tüm olumsuz olaylara rağmen, çobanın yanına gelir, Ankhises Aşk Tanrıçası Afrodit’e karşı yelkenleri indirmişti bile onu görür görmez.  Dakikalar saatleri kovalamıştı birliktelikleri sırasında Afrodit ağzından kaçırmıştı Tanrıça olduğunu.

Çoban Ankhises ile Afrodit’in Aşkı

Aneas’ın Troia’dan kaçısı

Tanrıça muradına ermiş ve bir aşk yaşamıştı ve bunu herkesten gizlemesi gerektiğini uzun uzun söylemişti. Ama Çoban çenesini tutamamış söylemişti bu birlikteliği. Olay tüm Olympos’ta yankılandı ve Zeus tüm şimşeklerini Ankhises’e yönlendirdi ve yere yığılan çobanı sakat bıraktı.

Artık fazla yapacak bir şey yoktu ve bu birliktelikten “Aeneas” ismini verdiler. Aeneas babasının yanında büyüdü, onu sırtında taşıdı. Truva savaşında Akhalılara karşı savaştı. Kenti teslim etmedi. Fakat bir at hilesi ile kente giren Akha ordusu yüzlerce kişiyi öldürdü. Aeneas yanına babası eşi ve çocuklarını yanına alıp şehri terk etti. Eşini kafile kaybeden Aeneas geri dönüp eşini arasada bulamadı. Rüyasında “kendi şehrini kur mutlu olacaksın diyen eşini dinledi ve bugünkü Altınoluk kentinde 20 gemi yaparak yola koyuldu. 20 yıl sonra ise bir tepeye yerleştiler. Pallatinus Tepesi’nde  işte o zaman Anadolu’dan gelen göçmenler bir şehir kurdular. ROMA

 

Akhilleus ve Penthesileia

Akhilleus ve Penthesileia

Suların güzel Tanrıçası Thetis, kucağındaki Akhilleus isimli bebeği Styks Irmağı’nın kenarında bekliyorlar. Thetis kral soyundan gelmeyen kral Pelaus‘tan olan bebeğinin ölümlü olmasını kabul edememiş ve ölümsüzlük ırmağı Styks’de yıkamak için getirmişti. Yalnız bu su ölümlüleri ölümsüz hale getirdiği gibi Tanrılarıda ölümlü hale getiriyordu. Tanrıça bir çözüm buldu, bebeğin topuğundan tutup suya daldırdı, bu sayede sadece bebeğin topuğu ölümlü kalmıştı.

Akhilleus büyüdüğünde Akha ordusu ile Troia savaşına katılır. 10 yıl süren savaşta sürekli gitgellerin yaşandı bir gün Akhilleus ile Troia’lı cengaver savaşa tutuştu. Bir türlü birbirine diş geçiremeyen ikili bir türlü son darbeyi yapamıyordu. Akhilleus ölümsüzlüğün gücü ile öldürücü darbeyi Troia’lı rakibine indirir ve yere düşer rakibi. Akhilleus zırhını çıkardığında şaşkına döner. Gördüğü güzelliği ile ün sarmış kraliçe Penthesileia vardır. Amazonlar Karadeniz’de yaşayan savaşçı kadınlardır ve Anadolu’yu savunmak için gelmişlerdir, Akhilleus Penthesileia görür görmez aşık olur, son bir hamle ile onu kollarına alır taşımaya çalışır ama ölümüne engel olamaz.

Peki Akhilleus’un isminin batı dillerine Aşil olarak geçtiğini söylesek ve “Aşil Tendonu” tabirinin de buradan geldiğini ve Paris‘in de onu topuğundan bir ok ile onu öldürdüğünü söylemiş olsak aslında Truva savaşının Afrodisias için ne kadar önemli olduğunu bu kabartmalardan anlayabiliriz. İşte yine Troia ve yeni bir hikaye.

 

Son olarak Afrodisias ve biz diyoruz. Bir sonraki yazıda Denizli, Pamukkale’den sesleneceğiz.

Nisan 23, 2017

Teşekkürler.

 

 

TAGS

Mayıs 23, 2017

Haziran 11, 2017

RELATED POSTS
Apollon Smintheion

Ekim 1, 2017

Alexandria Troas

Eylül 17, 2017

Bozcaada

Eylül 12, 2017

Troia

Ağustos 29, 2017

Çanakkale Gezilecek Yerler

Ağustos 26, 2017

Çanakkale

Ağustos 12, 2017

Safranbolu

Ağustos 1, 2017

Kastamonu

Temmuz 30, 2017

Tatil Cenneti Alanya

Temmuz 7, 2017

2 Comments
  1. Cevapla

    Furkan

    Eylül 19, 2017

    Denizli gezimizde vakit ayıramadığımız bir yerde Afrodisias Antik Kenti. Gerçekten detaylı bir şekilde anlatmışsınız, elinize sağlık. Bir sonraki Denizli gezimiz için rotamıza ekliyoruz. 🙂

    • Cevapla

      Cengiz Selçuk

      Eylül 20, 2017

      Umarım faydalı olmuştur, keyifli seyahatler dilerim(z)

LEAVE A COMMENT

 

Cengiz Selçuk
istanbul

Kim Ayhan SİCİMOĞLU olmak istemez ki. En doğrusunu Bilir, En iyisini Yer, En güzelini Görür, En iyisini Dinler , Neden mi ? Çünkü o HASTASI. <cengiz@cengizselcuk.com>

ARAMA YAP